15 Nisan 2023 - Cumartesi

ADIYAMAN'DA ARTIK

O soğuk yağmurun altında enkazların etrafında çaresizce dönerken duyduğumuz yardım iniltileri kulaklarımızı ve vicdanımızı rahat bırakmıyor.

Yazar - Hidayet ÇAKIR
Okuma Süresi: 7 dk.
Hidayet ÇAKIR

Hidayet ÇAKIR

- Araştırmacı Yazar
Takip EtGoogle News
 
Kapılarımızı kilitlemiyoruz. Kilitleyecek bir kapısı varsa elbette. Hiç kimse "Burda sigara içme, perdeler sararıyor" da demiyor. Köşe bakkal hala kapalı. Belki de hiç açmayacak. Bebeğin annesine gülücükler saçarak annesine emeklediği o koridor şimdi enkaz. O koridor cennette mi açılıyordu bilinmez ama artık yan komşunun da ışığı yanmıyor. Gürültüsünden şikayet ettiğimiz üst kat ve gürültümüzden rahatsız olduğunu öksürerek anlatan alt katın ışıkları yanmıyor artık. Üzerinde hunharca inşaatlar diktiğimiz son toprak parçalarının üzerinde çadırlar, çadırların içerisinde derin bir sessizlik hakim.
Her köşesini avucumuzun içi gibi bildiğim ve her karışında seyyar satıcılık yaptığım karanlık sokaklarda yolumu bulmakta zorlanıyorum şimdi. Şurası Bekir amcanın evi değil miydi? Kapıya atlı karınca gibi binen çocuklara kızardı. Hangi birini saysak? Hem neden topluca toprağın derinliklerine göç ettiler?
Ramazan yaklaşıyor ama tırnaklı pide fırınları hala kapalı. "Ölü toprağı serpilmiş gibi" derlerdi buymuş meğer. Kabustu, uyanırız sandık, olmadı. O soğuk yağmurun altında enkazların etrafında çaresizce dönerken duyduğumuz yardım iniltileri kulaklarımızı ve vicdanımızı rahat bırakmıyor. Şubat soğuğunda yarasını ve kurtulmayı unutup enkazın altında bizden su isteyen o ses, bizi ömür boyu pişmanlık cezasına çarptırırken tanrıya bile güç gösterisi yapan o kepazeler ortalarda görünmüyordu. Oysa çocuklar, paraşütle atlayan kahramanları düşlüyordu çaresizliğin karanlığında.
Kutsayıp durduğumuz, iki dudağımızın arasında ululayıp, uğruna kendimizi alçalttığımız; Rabbimize değiştiğimiz canlı kanlı putlar, olması gereken zamanda olması gereken yerde değillerdi. Enkazın altındakiler, bunu hepimizden iyi biliyorlardı.
Bu çırpınışlar devam ederken, bu acı üzerinden mıknatıslık yapıp hala siyaset yapma derdinde olanların bu acıyı anlamadıkları belliydi. Olayı normalize etme adına, ulusal kanallarda bilmem kaçıncı saatte falanca kişi kurtarıldı diyerek bize uyuşturucu yayın ve ayini yapan o aşağılık aptal kutusu müdavimlerinin umurunda değildik. Acımızla yüzleşmemize bir an bile fırsat vermemek için ağzımıza bal çalıp durdular. Zaten kritik 48 saatten sonraki anlamsız şovlar için siyasi partiler kıyasıya bir yarışa tutuşmuştu. Battaniyelere sarılı canlarımız kucak kucağa toplu şekilde defnedilirken, küreselcilerin köpekliğini yapan o kanallar, ölmüşlerimizin sayısını parmak sayarcasına veriyordu. Sonra aslında, OHAL'in de en çok hakikati haykırmak isteyenlerin başına geçirilmek için dikilen bir çuval olduğunu anlamak da uzun sürmedi.
Bu musibet, tıpkı kurban ayini gibiydi. Önce, ÇÖK dediler, çöktük. KAPAN dediler, kapandık. TUTUN dediler tutunduk. Ayinden kısa bir süre sonra da tutunduğumuz dallar, İbrahim'in kırdığı putlar gibi kırıldı. Yanlış yere tutunduğumuzu, küresel köpeklere hizmet eden piyonların aslında rakip veya düşman olmadıklarını göremedik. Hepsinin, şeytana yaranmak için tutuştuğu yarışta "AYNI GEMİDE" olduğunu göremedik. Bu kez, topla tüfekle gelmediler. Bizim güven ve inanç kanallarımızı sinsice işgal ederek zihnimizi ele geçirdiler.
Zaten insanlar arasına çizilen bu coğrafi sınırların sebebini hiç irdelemedik. Hepimiz insan değil miydik? Şimdi anlıyor muyuz aslında bayrakların birleştirmediğini ama böldüğünü? Sınırların, yönetim şekillerinin ve milliyetçilik adı altında bölük bölük ayrıklaştırıldığımızın?
Şimdi, içimizi dökecek bir çok dostumuz, akrabamız ve hemşehrimiz toprağın altında sessizce kucaklaşırken, biz "normalleşme" ile birlikte çok geçmeden yine birbirimizi yemeye başlayacağız. Çünkü politika diye bir bölen unsuru var. Yine birimiz siyaset uğruna komuşusunu, belkide akrabasını terörist ilan etmeye devam edecek. Birilerimiz de makam derdiyle; tıpkı Adıyaman Milli Eğitim müdürünün yaptığı gibi daha ilk hafta depremzede personelini işe çağıracak. Bir kaç gün sonra da Vali bey çağırmıştı hani. İşte bunlar acımızı bu kadar anlar. İthal sistemin acımasız yüzünü göstermekte geç kalmazlar. İçlerinde fedakarca çalışıp didinenleri tenzih ederiz elbette. İsim vermeyeceğim ama size afet boyunca uykusuz kalıp yardım malzemesi taşıyan, banyo yapmaya bile fırsat bulamayan bir çok kurum müdürü sayabilirim isimleriyle birlikte.
Bu ağır imtihanda kazananlar ile kaybedenler arasında belirgin bir çizgi oluştu artık. Allah(cc), bu insanlara mezar olan binaların parasıyla lüks ve çirkef hayatı iç içe yaşayan o haramzade müteahhitlerin şebekesini de deşifre etti ancak hala bir çoğu aramızda depremzede rolüyle timsah gözyaşları döküyor.
Asrın felaketinden en büyük darbeyi alan Adıyaman'da tek bir istifanın olmaması ne kadar utanç verici değil mi? İstifa etmek için ille de suçlu mu olmak lazım? Sizde hiç mi onur yok? Altına imza attığınız uygunluk belgesi, size hapis fermanınız olarak döndüğünde ne yapacaksınız?
Son olarak Adıyamanlı hemşehrilerime naçizane ve çok kısa bir tavsiyem olacak. Bu felaketin neden yaşandığını asla unutma! Öldüren de yaşatan da Allah'tır ancak müsebbipler için aynı şeyi söylemek doğru olmaz. Yeni bir sayfanın açıldığı hayatında ve hayatını sürdüreceğin vilayetinde artık daha cesur, daha dürüst ve daha adil olmak zorundayız.
Kendimizi iyi yönde değiştirmez ve silkinmezsek ne olur Ya Rabbi?
"Biz, bu azabı kısa süreliğine kaldıracağız ve çok geçmeden siz eski halinize döneceksiniz" (Duhan-15)
Eski halimize dönersek ne olur Ya Rabbi?
"Umulur ki Rabbiniz size acır ancak fesatçılığa yeniden dönerseniz, biz de sizi YENİDEN cezalandırırız." (İsra-8)
"İçimizdeki aptallar yüzünden bizi helak mı edeceksin Allahım?" (Araf-155)
"Sen bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin". (Araf-155). Amin.
Selam ve duayla...
#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.